Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na: İddianı ispatla ya da bedelini ödeyeceksin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ''Belge dedikleri kağıtları gördükten sonra anladık ki birileri bu zatı fena halde tongaya düşürmüş. Sanıyorum CHP’de hiçbir zaman bitmeyen ve bu gidişle bitmeyecek olan adam harcama, adamın ayağını kaydırma oyununa bu defa Kemal’in kendisini kurban edecekler, yazık'' dedi.

Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na: İddianı ispatla ya da bedelini ödeyeceksin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ''Belge dedikleri kağıtları gördükten sonra anladık ki birileri bu zatı fena halde tongaya düşürmüş. Sanıyorum CHP’de hiçbir zaman bitmeyen ve bu gidişle bitmeyecek olan adam harcama, adamın ayağını kaydırma oyununa bu defa Kemal’in kendisini kurban edecekler, yazık'' dedi.

02 Aralık 2017 Cumartesi 16:04
Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na: İddianı ispatla ya da bedelini ödeyeceksin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kars 6. Olağan İl kongresinde konuştu. ABD’de devam eden Reza Zarrab’ın tanık olarak ifade verdiği Mehmet Hakan Atilla davasına değinen Erdoğan, “Birileri Amerika’ya gider, birileri batının değişik ülkelerine gider ama bu ülkenin asıl sahipleri bu ülkede kalır. Kimisi Hans’ın kulu kölesi oluyor, kimisi George’un kulu kölesi oluyor, kimisi de sahte kurulan mahkemelerde yargılanmak suretiyle güya benim ülkemi yargılıyor. Boşuna uğraşmayın. Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Onun için böyle sanal oluşturulan mahkemelerle, o FETÖ denilen alçağın uydurma temsilcileri ile kurulan mahkemeler asla benim ülkemi mahkum edemez” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından açıklanan ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan’ın basına dağıttığı Man Adası belgeleriyle ilgili de konuştu. Kılıçdaroğlu’na sert sözlerle yüklenen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Dün belge dedikleri kağıtları gördükten sonra anladık ki birileri bu zatı fena halde tongaya düşürmüş. Sanıyorum CHP’de hiçbir zaman bitmeyen ve bu gidişle bitmeyecek olan adam harcama, adamın ayağını kaydırma oyununa bu defa Kemal’in kendisini kurban edecekler, yazık. Artık orası bizi çok da ilgilendirmiyor, varsın kendi derdine kendisi yansın. Biz sadece bu zatın iftiralarını ortaya dökmekle mükellefiz.

''Şirket alışverişi için yapılan ödemeler''

Bu zatın belge diye salladığı kağıtları görünce anladı ki bir şirket alışverişi için yapılan ödemelerin dekontlarını kendisine ‘cumhurbaşkanının yakınları yurtdışına para gönderiyor’ diye yutturmuşlar. Hesap uzmanı ya sevsinler senin gibi hesap uzmanını. Yani ortada yurt dışına gönderilen bir para filan yok. Halk Bankası ile Albaraka arasındaki sadece bir alışverişin belgeleri var fakat bunun elindeki belgeler de sahte. Böyle bir hadise de mevcut değil. İnanın bana dünyanın en zor işi yok olan bir şeyi ispatlamaya çalışmak.

''Hepsi de yıllardır ticaretle uğraşan insanlar''

Peki olan ne, yurt içindeki bir bankadan yine yurt içindeki bir başka yapılan havale. Havalenin yapıldığı kişilerin hepsi de yıllardır ticaretle uğraşan insanlar. Ticaretle uğraştıkları için kimi zaman mal alıp mal satarlar, kimi zaman şirket alıp şirket satarlar.

Yani aslında Bay Kemal ticaret falan yapmış değil, sadece güya, diyor ya ‘Maliye bakanlığında çalışmış birisiyim, bunları gayet iyi bilirim’ ama tüccarların birbirleriyle olan bu tür hesaplarını iyi öğrenmemişsin. Onun için de zaten bu işlerde o kadar aciz birisisin ki SSK’yı batıran kişi sensin. O kadar zavallısın ki bir yaşındaki torununu sigortalı yapan kişi sensin.

Yurtdışına para da göndermiş olsalar yaptıkları iş gayet normal olurdu ama yok öyle bir şey. Ortada bu zatın iddia ettiği gibi yurt dışına giden tek kuruş para kesinlikle yoktur.

''Bedelini ödeyeceksin''

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere, hani Cumhurbaşkanı yakınları yurt dışındaki vergi cennetlerine para gönderiyordu? Nerede gönderilen bu paralar? Hani, nerede bunların belgeleri? Kimsenin ağızı torba değil ki büzesin. Herkesin olur olmaz konuştuğunu görüyoruz ama siyasetçi ise hele bir de ana muhalefetin, ben şimdi buna ‘ana hıyanet’ diyeceğim, bunun başıysan ağzından çıkana dikkat edeceksin. İddianı ya ispatlayacaksın ya da bedelini ödeyeceksin.

Şimdi bu kadar açık, bu kadar net, bu kadar tevile kapalı bir iddia karşısında azıcık onuru, haysiyeti, şerefi olan birisi ne yapar? Benim yaptığım çağrı ne, ‘elinde belge varsa milletin önüne koy, ben gereğini yaparım. Cumhurbaşkanlığını da bırakırım, siyasetten de çekilirim. Yoksa sen siyasetten çekil, CHP’nin başından da çekil de karşımızda doğru dürüst muhalefet bulalım.’

''Ben bu zata haddini bildiririm de...''

Belge diye gösterdiği kağıttan yurt dışına tek kuruş para gönderdiğini ispatlayabiliyor mu? Hayır. Peki bu şahıs çıkıp iftiracı olduğunu itiraf etti mi? Tabii ki ona da hayır. Eder mi, onu da sanmıyorum. Bir zamanlar meşhur bir şarkı vardı; Allah’ın neydi günahım. İnanın bana bu zat ile muhatap olmak bana aynısını hatırlatıyor. Siyasi hayatımın en seviyesiz saldırılarına bu dönemde muhatap kaldım. Hani şeytan taşlamaktan, tavafa fırsat kalmıyor, bizimki de aynı o. Ben bu zata haddini bildiririm, orada bir sıkıntı yok da, sürekli bu zatın yalanlarını dinlemek zorunda kalan milletimizin Allah yardımcısı olsun.

Partisi içinde birilerini sanıyorum kendisinden kurtulmayı kafaya koydukları için olacak sürekli sahte belgelerle, sahte iddialarla bu zatı rezil, kepaze ediyorlar. Kendisinin surat derisi biraz kalın olduğu için bugüne kadar söylediği onca yalanı yüzüne vurmamıza rağmen hala yerinde durmayı başardı.

Daha önce şahsımın, İsviçre’de hesapları olduğunu söyledi, ispatlayamadı, ‘hadi neyse’ dedik. Terbiyesizliğine verdik. Mahkemelerden paralar kazandık. Bir televizyon kanalında ‘Erdoğan’ın Baykal’ın kasetini izlediğini gördüm’ iftirasını attı. İspatlayamadı, yüzüne tükürüldüğü ile kaldı. Güney Asya’daki tsunami felaketi için ülkemizde toplanan paranın Açe’ye gönderilmediğini iddia etti. Belgeler ortaya konduğu halde akıl almaz bir yüzsüzlükle kılını bile kıpırdatmadan dönüp gitti.

''Sen kimsin de sana ispatlayacağım''

Şimdi de Suriyeliler için harcanan paraya kafayı takmış. Senin zaten Suriyelilerle ne işin var? Sen o mültecilerle ilgili en ufak bir derdin var mı? Sen ne anlarsın muhacirden, ne anlarsın ensardan. Bütün bu adımları biz kararlılıkla atıyoruz. Almanların bir mülteci anlayışı var. Lübnan hakeza öyle. Sıkıntı yaşıyorlar. Biz 30 milyar doları aşkın bir rakamı Türk milleti olarak Türkiye olarak harcadığımızı söylüyoruz, ‘çık diyor bunu bize ispatla’. Sen kimsin de sana bunu ispatlayacağım. Şu anda AFAD, Kızılay, Diyanet Vakfı, tüm STK’larımızla, tüm milletimizle bizler buraya gıdasından, giyimine, ilacına, konteynır kentlere, çadır kentlere, eğitimlerine varıncaya kadar bu insanların her şeyini yedi yıldır biz hallediyoruz.

Bir ara yine grup toplantısında elinde bir kağıt sallayarak o dönemdeki bir bakan arkadaşımızın, Hayati Yazıcı Bey’in ÖSYM Başkanı’na ‘şu kişiyi üniversiteye yerleştirin’ diye mail attığını öne sürdü. Mail adresinin de mesajın da sahte olduğu, öyle bir olay yaşanmadığı ortaya çıktı. Bu zat yine işi pişkinliğe vurdu. Çevre Bakanımıza akıl almaz iddialarla haftalarca kamuoyunu oyaladı. Sonuçta ödediği tazminatlarla kaldı. Mehmet Özhaseki kardeşimiz de aldığı o tazminatları Kayseri’nin en büyük meydanlarından birinde Kayseri’de vatandaşa sucuk ekmek olarak dağıttı.

''Milyoner olacağız ya hanımlar için konaklama yurdu yapacağız'' 

Şimdi ben de inşallah şu anda arkadaşlarımızla beraber, üç milyonluk dava açtık, bu davalardan kazandıklarımızı da inşallah tabii milyoner olacağız ya, biz hanımlar için bir konaklama yurdu ve evi yapacağız. Geçenlerde hanımlara da bir ters laf etti biliyorsunuz. Bunun hanımlara da saygısı falan yok. Zaten önümüzdeki seçimi kaybettiği zaman eve nasıl gelecek diye merak ediyorum, hanıma da bir şey söylemek lazım.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi hizmete girdiğinde binalarımızda altın klozet olduğunu söyleyecek kadar işi bayağılaştırdı, meydan okudu. Bak bakalım, bunlar altın mı değil mi? Değilse ne yapacaksın? Bir şey diyemiyorum ki? Daha ileriye gidemiyorum. Güya kadın haklarını savunur, kadına şiddeti meşrulaştırır. Duyduğuma göre daha sonra kadınlarımız kendisine ağzının payını vermişler zaten.

''Men dakka dukka''

Çanakkale’de bizim bir hanım belediye meclis üyemiz orada konuşma yapıyor. Belediye Başkanı CHP’li, bizim bayan arkadaşımızı susturuyor. En sonunda ‘bunu kapatın’ diyor. Bir belediye başkanı bir meclis üyesine bunu nasıl yapar. Şimdi 18 Mart geliyor. Bu 18 Mart’ta da çık sen şimdi Çanakkale’de konuş. Sayın Vali’ye talimatı verdim. Bu adamı Çanakkale’de bu sene konuşturtmayacaksın. Arapların güzel bir sözü var ‘men dakka dukka’.  Bu zatın iddialarını, yalanlarını yanlışlarını, cahilliklerini tek tek anlatmaya kalksak bir tür sonu gelmeyen dizileri dahi geride bırakacak kadar malzeme çıkar.''

Son Güncelleme: 02.12.2017 17:16
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.