Üniversitelerin tercih döneminde yayınladıkları birbirinden ideal öğretim kurumu ambalajlarından birini yırtıp içine göz gezdirirseniz havasız ve karanlık öğretim elemanı odaları ile karşılaşmanız an meselesidir. 

Bir öğretim elemanı daha çok sevdiğim deyişle hoca; karşısında bir öğrencinin olduğu her yerde ders verebilir. Ve ders vermek öğrenciye yalnızca basmakalıp cümleler aktarmak değildir. Hoca, öğrencinin zihninde bir kapı açar, bir kavramla, bir tespitle, dünya görüşüyle ışık yakar, öğrenci bu kapıdan ilerlemeyi seçerse danışmak istediği her noktada hocası yanındadır. Akademinin içinde kendini 9-5 mesai yapan maaşlı eleman olarak görenler haricinde, bu işe gönül vermiş, daimi öğrenci statüsündeki herkes böyle hocalık yapar. Bir süre sonra hocalık bu kişiler için manevi bir adayış, öğrencinin hayatının pek çok evresinde bir mentor olma haline dönüşür ki bu işin zihinsel yükünü hafifleten, hoca ile öğrencileri arasında oluşan duygusal bağlardır. 

Akademisyenlik Türkiye'de hızla ''Hiçbir şey olamadı, akademisyen olsun'' mesleğine dönüşüyor. Bu algının tek taraflı yaratılmadığı aşikar. Kendisine özel ilanlar açılarak ve bu şekilde bu ilanlara başkalarının başvurması engellenerek öğretim elemanı kadrosuna dahil edilenlerden tutun, yabancı dil sınavını veremediği için çeviri metinleri önceden alıp başkasına çevirtmekte beis görmeyen yardımcı doçent adaylarına kadar pek çok vasat akademisyenin bu algıda payı var elbette. 

Peki bir vakıf üniversitesindeki akademisyen neler yapar? Her dönem ortalama beş farklı ders verir. Her hafta vermesi gereken ders saatinin bir alt sınırı vardır. Bu dersleri nasıl verdiği, derste neler anlattığı, yaptığı sınavların ölçme değerlendirme açısından yeterliliği, öğrencilerle iletişimi, kullandığı ders materyalleri asla sorgulanmaz fakat eğer haftada belli bir saatin altında ders veriyorsa bu yönetimsel bir kriz yaratır ve o limite ulaşması için kendisine gerekirse yeni dersler açılır. Nicelik niteliğe galip gelmiştir. 

Vakıf üniversitelerinin büyük çoğunluğunun takıntısı uluslararası indekslerde taranan dergilerde yayınlanan makalelerdir. Bu makaleler üniversitenin başarısının somut göstergelerindendir ve ''sıfır çeken'' üniversite olarak tanımlanmamak için bu yayınları yapmak elzemdir. Her türlü toplantı, görüşme ve hatta ayaküstü konuşmanın mesajı bu yayınların yapılmasına odaklanır. Akademisyen elbette kaliteli yayınlar yapmalı, burada sorun şu; haftada ortalama 15 saat dersi, her dönem ortalama 300 öğrencisi, haftanın 5 günü -dersi olsa da olmasa da- mesaisi olan bir akademisyen aynı zamanda oldukça detaylı ve orijinal bir üretim yapmayı gerektiren indeksli makaleyi nasıl hazırlayabilir? 

Bütün bunları yapmayı başarsa da -bedeli ak düşen saçlardan mide rahatsızlıklarına kadar geniş bir yelpazeyi de kapsar- bazen sadece rektörüne selam vermedi diye eleştirilebilir. Çünkü ''ideal'' bir akademisyen aynı zamanda stratejik ilişkiler kurmayı da bilmelidir. Akademik liyakat çoğu kurumda bilgi ile değil bağlantı ile ölçülür hale gelmiştir. Ders yükü, öğrenci yükü, farklı mobbing uygulamaları ile boğuşan akademisyenin ''Acaba bu kadar çabaya değer mi?'' diye düşünülen maaşı ise yeni mezunlara dahi komik gelen sınırlarda gezer ve bu miktar aralarında gizli bir anlaşma varmışçasına çoğu vakıf üniversitesinde aynıdır.
 
Üniversitede pek çok birimin yokluğu tolere edilebilir fakat öğrenci ile birebir ilgilenen, onların hayatına dokunan hocanın yokluğu tolere edilemez. Hocasız üniversite olmaz. Yetersiz hocalarla eğitim olmaz. Mutsuz hocalarla da. Ekonomik sıkıntı çeken, her yıl sözleşme yenileme baskısı altında kalan, kariyeri keyfi kararlarla bitebilen, ders yükünün kaç saat olduğu bakkal hesabı ile sayılan hocalarla da... Bu koşullarda olsa olsa üniversitecilik oynanır. 

Sevgili üniversite yönetimleri, üzgünüm ama şu sıralar televizyon ekranlarında binlerce lira vererek yayınlattığınız tercih dönemi reklamlarının hiçbiri öğrenci ve veli görüşlerini etkilemiyor. Belki de sadece adınızı ilk defa duyup ''Böyle bir üniversite varmış'' diyorlar. Havuzunuz, spor salonunuz, kampüsünüz, bursunuz, indiriminiz güzel olabilir ama sizler birer tatil köyü pazarlamıyorsunuz. Üniversiteyi değer haline getiren, kaliteli öğretim elemanlarıdır. Hoca sınıfına girip kapısını kapattığı an ''ders'' başlar. Siz buna ister Avrupa standartlarına denklik, ister akıllı tahta ile desteklenmiş müthiş imkanlar adını verin; o sınıfın bir yaşam simülasyonu haline gelmesini sağlayan hocadır, bunun dışında da hiçbir şey değildir.  
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayla Zırh Gürsoy 2017-07-26 18:59:57

Yukarıdaki yazı temel noktaları ile durumu çok iyi aydınlatıyor. Prof Dr Büşra Ersanlı'ya teşekkürler.